..........'dan İzler

16:56 Posted In , , , , Edit This 0 Comments »


İFSAK 50.yılını bir fotoğraf şöleniyle kutluyor.5 Aralık'ta kapılarını açan Taksim Sanat Galerisi 31 Aralık'a kadar gezilebilecek.Fotoğraflar belli bir 'İz' teması altında sergileniyor.
Mahzen tipi odalardan diğer odalara geçerken zeminin üzerindeki yazılara dikkat etmek gerekiyor.Yaşamdan,yokoluştan,hayattan,inançtan ve daha bir sürü şeyden izler taşıyor fotoğraflar.
Renklerin birbiriyle geçişimi,kırışıklıklar,hiç bir zaman gidilemeyecek yolların güzelliği,Tarlabaşı'ndan kareler,suyun yaşamla ve inançla kaynaşması ve yağmurun yarattığı tüm güzellikler gözler önünde.
Mutlaka gezin görün ve fotoğraflar üzerinde yorum yapın,inanın ki rahatlatyor insanı.
Ayrıca sergi ücretsiz.

Indie 'nin En Tatlı Hali

20:31 Posted In , , , , , Edit This 0 Comments »

Şirin mi şirin..Çocuk mu çocuk...Hatta fazlasıyla çocuk...İnsan bir kere dinledimi i got nothing to worry about diye dolaşır oluyor a dostlar.Hayata fazlaca pesimist yaklaşılıyor yani.
Dikkatinizi çektiyse blogumuzun adı da ordan alınmış.Dinleyiniz dinlettiriniz efendim..Şarkıyı bağıraaa bağıra söylemek isterseniz buyrunuz sözleri:


do this thing, this type of thing
put a little money in this type of thing
i got nothing to worry about
i got nothing to worry about

do this thing, this type of thing
put a little money in this type of thing
i got nothing to worry about
i got nothing to worry about

beggar tune, why always so negative?
if you have problems,
why don't you go solve them?
beat me up,
at least you won't be out of touch
if you're such a poet,
use your tongue and show it

do this thing, this type of thing
put a little money in this type of thing
i got nothing to worry about
i got nothing to worry about
do this thing, this type of thing
put a little money in this type of thing
i got nothing to worry about
i got nothing to worry about

trouble seems, trouble seems to follow you
it's always round you
like some thing you subscribe to
be prepared, there must be something in you
turning boys to men and then back again

do this thing, this type of thing
put a little money in this type of thing
i got nothing to worry about
i got nothing to worry about
do this thing, this type of thing
put a little money in this type of thing
i got nothing to worry about
i got nothing to worry about

nothing to worry about
i got nothing to worry about

te burdan da izleyebilirsiniz:
http://www.metacafe.com/watch/sy-10717007001/peter_bjorn_and_john_nothing_to_worry_about_official_music_video/

Not: saçlarımı o şekle sokup dans etmek..ah evet hayalim bu..

Başucumda Müzik

23:25 Posted In , , , Edit This 0 Comments »

Neden bu kitabı bu kadar geç okudum?
Bu kadar beklemek zorundamıydım?
Okuduğum en güzel aşk hikayesiydi diyebilirim.Başucumda Müzik okumaya başladığım ilk günden beri beni sarıp sarmaladı,bütün düşüncelerimi ele geçirdi ve içimde hep bir burukluk olmasına sebep oldu.Belki dedim,kitap bitince unuturum...Ama geçmedi..Sanki gözlerim hala dolu dolu.
Konusu çok tanıdık olmasına karşın o kadar tatlı bir dille yazılmış ki bambaşka bir dilden çok sevdiğiniz bir şarkıyı dinler gibi oluyorsunuz...İlginçliği ve güzelliği de şurda ki Kürşat Başar bu romanında bir kadının dilinden anlatıyor yaşanmışlıkları...
Dünyanın değişik ülkelerinde seyahat ederken yakın tarihe şöyle bir bakıyor ve eski İstanbulu merak ediyorsunuz.Eski şarkı sözleri,otel odaları,hediyelik eşyalar ve gündelik koşuşturmacalar...Baharlar ve cumartesiler...En önemlisi de zaman.Bu kitapta zamana acıyor gülüyor ve kızıyorsunuz.
İnsan kontrol edemediği şeyden korkar...Zaman korkutuyor sizi burada da..
Gözü yaşlı,ruhu esrik bir kadının iç dünyasını o kadar güzel yansıtyor ki Başar su olup akıyor kitap.
Hala okuyamamış olanlar varsa mutlaka.Okuyun.Okutturun:)

'Eski,modası çoktan geçmiş çantasını toplayıp kalkarken,beni tandığı için sevindiğini söylüyor ve sonra "Hayat hiç beklenmedik bir anda biten bir şey",diyor "içinizden gelen neyse onu yapın,fazla düşünmeye zaman yok...'

25 Ekim 2009 Fenerbahçe - Galatasaray Derbisi

21:39 Posted In , Edit This 0 Comments »
Bir Celtic Fc - Rangers Fc maçı

Gs- Fb Derbisi; Dünyanın en büyük derbilerinden biri olarak gösteriliyor, hakediyormu haketmiyormu herkesin kendi görüşü var ve ben bunların hepsine saygı duyuyorum.
Dünyada en büyük derbiler anlamında her anket yapıldığında nedense ilk üç hiç değişmiyor; Galatasaray - Fenerbahçe, Celtic Fc - Rangers Fc, Boca Juniors - River Plate. Neden Liverpool - Manchester United, Chelsea - Manchester United değil, neden bu üç derbiyi Milan - Juventus, Milan - İnter geçemiyor. Aslında nedeni çok basit; derbilerin büyüküğü takımların büyüklüğü kaynaklı değildir, taraftarların birbirine karsı hırsları, karşıtlıkları bazen nefretleridir. Dikkat edersiniz tarafların zıtlıkları hep büyük derbileri doğurmuştur. Galatasaray - Fenerbahçe, Roma- Lazio, Celtic - Rangers, Olympiakos - Panathinaikos, Kızılyıldız - Partizan, Genova - Sampdoria.... Hepsi çok büyük derbiler ve hepsinde sinirler çok gergin olur bunu her futbolu seven bilir. Roma- Lazio maçlarında havada uçuşan kırmızı kartlar bunun en büyük örneğidir. Bu girişten sonra asıl konumuza yani bizim büyük derbimize dönebiliriz.

Yukarda da özetlediğim gibi bu tip maçlarda sinirlerin aşırı derecede gerilmesi, taraftarların taşkınlıkları normaldir. Ancak iş insan yaralamaya onun hayatıyla oynama düzeyine geldiğinde orda birinin dur demesi gerekir.
Nitekim dünkü maçta bu iki kez gerçekleşti ve Polis-Hakemimiz Bünyamin Gezer bu olaylara seyirci kalarak işlerin ve taraftarların çığrından çıkmasına neden oldu. Bir çok Gs'lı arkadaşım zaten stada girerken taşlar pet şişeler yediklerini söylediler ve Kadiköy Polisinin buna seyirci kaldığını.
Nitekim bunun üzerine sahada yaşananlar da eklenince işler ve taraftarlar çığrından çıktı.
Elbette ezeli rakibinize karşı galibiyet elde ediyorsanız seviniceksiniz, gülüceksiniz, oynayacaksınız... ama bunlar yaşandıktan sonra galibiyette sadece futbolu ön plana sürmemek lazım. Beni korkutan şey Ali Sami Yen ' de de aynı tip olayların yaşanması. Bu olaylar kuluplere, futbolcuların mentalitesine, ve Türk futbolunun gelişmesine tamamen zarar ve ziyandır.
Konumuzun başına dönersek, öyle bir derbi var ki okadar büyük iki takım oynuyor, taraflar olabildigine zıt, ama hiç bir şekilde böyle taşkınlıklar meydana gelmiyor... Real Madrid - Barcelona derbisi tam da buna bir örnek. Neden ilerleyen zamanlarda bizim derbimizde böyle olmasın. Sadece futbol konuşulsun. Elbette kırmızı kartlar olsun, sert oyunlar olsun onlar futbolun tuzu biberi... Neyse fazla uzatmadan umarım ilerde böyle bir derbi izleyebiliriz diyelim ve maçın analizine geçelim...
Daum Galatasarayın Analizini çok iyi yapmış, Kanat oyuncuları Keita ve Arda her topla buluştuğunda iki adam onları karşıladı. Eğer Hakan Balta ( Ki kendisi çok fazla ileri çıkmadı) yada Sabri ileri çıksa bu seferde Baroni 3. kişi olarak yardımdaydı.
Daum' un ikinci büyük düşüncesi ki aslında çok büyük bi riskti; Colin Kazım'ın forvette tek yer alması. Eğer Gs savunması bunu lehine çevirebilse Fb için gol bulmak çok büyük sıkıntı olucaktı. Ama Servet ve Gokhan Zan, Colin Kazım'ın istedigi gibi oynamaya başlayınca Daum'un kumarı tuttu ve defansta sadece sertlik başladı. Gokhan Zan ve Servet, sırf Kazım'a top kazandırmamak için sürekli yerlerini kaybettiler ve sürekli yanlış çıkşlar yaptılar ve buda savunma dengemizi cok bozdu.
Eğer bir de Rijkaard'ı ele alırsak, Hiç bir sekilde taktiğinden vazgeçmemesi beni okadar mutlu ediyor ki, yenilsekte yensekte her geçen maç gelişen bi tarafımızı görüyorum. Rijkaard' ın ilk düşüncesi Baros' la savunmayı yıpratmaktı ama bu dusuncesi talihsizlikle sonuçlandı, Nonda'nın girişiyle Gs yavaş tempoyla hiç bir agresiflik olmayan futbolla bi yere kadar gidebildi ve kalesinde golu gordu. Macın gidişatını ve olayları anlatmaya hiç gerek yok sonuca gelicek olursak; Gs taraftarı 10 yıldır tekrar ve tekrar umutlanıp, üzülüyor olsada, taraftar Rijkaard'ın Kadıköy'e yenmek için geldiğini anlamış olmalı. Ki Daum'un kadrosuna göre çok cesur bi kadroydu. Aslında Gs için maçın özeti şudur;
( Aynen Rijkaard'ın maç sonunda dediği gibi) Fb'yi Kadiköyde yenmek oldukca zor, ama basarabiliriz. yalnız biraz daha calışmamız lazım. Son bir cümle de ben ekleyeyim. Artık Fenerbahçe fobisinden kurtulup doğru mentaliteyle sahaya çıkmalıyız.

Klasörler

20:15 Posted In , , , , , Edit This 0 Comments »

İlk yazıma, konseptini ve yönetmenliğini Mustafa Aykıran ve Övül Aykıran'ın yaptığı bu değişik ama bir okadar etkileyici tiyatro oyunuyla başlamak istedim. Oyun tek kişilik bir oyun ve resimde görüldüğü üzere Mehmet Ali Alabora başrol daha doğrusu tek rolumuzde. M.Ali Alabora bu tek kişilik oyunun ustesinden cok rahat geliyor. Zaten kendisi de öyle bir rahatki elinde şarap kadehleriyle dolu bir tepsiyle seyircileri karşıladıktan sonra onlarada biraz da dans ederek yerlerine kadar eşlik etti. Oyunun gösterildiği yer olan Garaj İstanbul ufak ama sıcak bi yer, bu sıcaklığa Alabora'nın sıcaklığı da eklenince kendinizi sanki arkadaşınızı dinliyor gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Alabora o samimiliği gerçekten hissettiriyor. Oyuna gelicek olursak; Mehmet Ali Alabora Muhabir'de hayatının klasörlerinden bahsediyor.Hepimizin bi yerlerde oluşturduğu fakat ya sakladığı ya da bilerek görmezden geldiği klasörlerinden...Ortak yaşanmış bir geçmiş,tek kanallı yayın dönemleri,anılar ve en önemlisi de hikayeler...Müzik ve görüntüler eşiliğinde şöyle bir yolculuğa çıkıyorsunuz.Tanıdık bir sürü sima,melodi akıp gidiyor saatler içinde.Eleştirel bir havası olmasına karşın insanı rahatsız eden hiç bir yanı yok.Çünkü kendi hayatınızdan bir şeyler dinliyor gibisiniz.
İnsanların hem nasıl birbiriyle iç içe hem de nasıl bu kadar uzak olduklarını çok iyi anlıyorsunuz.Aynı acıların nasıl farklı tatlar yaratabildiğini...Her olayın yansımasının milletten millete hatta insandan insana değiştiğini görüyorsunuz.
Arka plandaki görüntüler kimi zaman çok sert olsa da oyun bizden birşeyler anlatıyordu,içimizi ısıttı..Oyunun başında dağıttığı şarapların da etkisi yok değil:)
Tabi kişisel öyküleri de yok değil..Anne ve babasının sanatçı olmasından dolayı içinde bulunduğu sanatçılar çemberinden notlar da aktardı..ve özel anıları..salondakileri duygulandıran,gözlerini dolduran çocukluk anıları ve kayıplar..
Eminim o anda herkes kendi kaybını,acısını düşünüp Alaboranınkiyle birleştirdi...Bazen üzülmek de güzel bir şey..İnsanların hala duygularının olduğunu gösteren şeylerden biri belki de.Gitgide kayıtsızlaşan ve yürekleri taşlaşan insanoğlunun sevdiği bir insanı kaybettiğinde üzülmesi belki de henüz herşeyin bitmediğini gösteriyor.Bir umut...
Kısacası teknolojiyi de yanına alan oyun insanlarda bir farkındalık oluşturmaya çabalıyor.Garip şeylerin hayatımıza normal diye sokulmasını karşı çıkıyor ve diyor ki belleğinizi hep taze tutun,hiç bir şeyi geriye atıp üstüne basmayın.

not: Malivole 'yi de unutmayalım:)